PAYLAŞ

PAKİSTAN’DA MİRAS PEŞİNDE:

Indiana Jones’a yakışır bir isim oldu ama gerçek bu. Evet “Dünya Mirası Gezginleri’nin” bir üyesi olarak katıldığım sürünme günlerinden yenisine hoş geldim(!).. Eee rahat batar bize.. Biliyorum başkanımız dünyada en çok Unesco Dünya Mirası görme rekorunu egale ederken bize de onun arkasından sürünmek düşecek.. Elbette çok önemli bu mirasları ve adayları görmek.. Ve birçok mirası da böyle görme öğrenme fırsatı da bulmuştum.. En zoru da Senegal Gambia arasında 17 saat toz toprak minibüs zıplamasıyla ulaştığımızdı (Sine-Ngayéne).. Göre göre on tane mezar taşı görmüştük ama olsundu.. Dünyada orayı gören sayılı güçlerdik ya o bize yeterdi.. 🙂 Aman korkmayın sizi üzmeden yormadan buradakilere hafifçe değineceğim arkadaşlar.. Biz her telden bilgilerle eğlenmemize bakalım.. Hazır mıyız?..

BAŞTAN…

İnişte başladı sorun.. Başkanımız Amerikan vizesi olanlara girişte vize veriliyor dedi.. Biz de Pakistan kardeş ülke filan diye pişkin pişkin girmeye kalktık.. Ahahhahaa.. Ne kardeşliği yahu.. Neyse sonunda geçici vize kartı ve bir damgayla uzuuunn bekleyişten sonra içeri alındık.. O kartı da içeri geçerken geri aldılar.. Biz kaldık mı sadece bir damgayla.. Bundan sonra gittiğimiz bütün otellerde ille de vize denilip, tek damgayla yetinilmediğini görecektik.. Ve biz de tabii ki ol hikâyeyi baştan anlatmak zorunda kalacaktık..

THY’nin 20. 25 uçağı (bu uçak saatlerinin niye 25li, 55li, 05li , 35li olduğunu hiç anlamamışımdır), sabaha karşı 04. 00 civarında vardığı İslamabat Havaalanında başta söylediğim zorlukları başarıyla(!) atlattıktan sonra. bu defa 2 saat kadar 18 kişimizin sığışacağı minibüs bekleme faslını da başardık(!)..

Daha durun, değerli başkanımız varış tarihini de başarıyla(!)tam da ‘Aşura’ gününe ayarlamış.. Yani ağıt günü. (2 gün sürüyor ama esas ağıt ve gösteri günü bizim vardığımız gündü-29 Eylül 2017). Yani gösteriler dolayısıyla otellere gidilecek yolların çoğu kapalı.. Elde valiz yürüme filan.. Zaten bavullar bırakılıp uykusuz duraksız İslamabat’tan üç saat kuzeybatıdaki Unesco Dünya Mirası Takht-i Bhai’ye tırmanacağız..

Minibüsümüzde sallan çalkalan uyumaya çalışarak sıcağın en vurucu saatlerine giderken arada açtığımız gözlerimiz toz-toprak-dökük köyler, burkalı kadınlar, erkek egemen çarşılar, süsü kendinden pahalı kamyonlar, otobüsler ve de burada Ato denilen tutuklar görüyor..

Neticede Pakistan’a bir damga ile girebilmiş Türk Güçleri olarak bizi ne yollar, tepeler, kaleler, tapınaklar bekleyecek ve yılmayacaktık..

Bu arada indiğimiz ve dolaştığımız her yerde benimle fotoğraf çektirme yarışına giren yerel halk yüzünden “ulen burada da mı menşurum?” dedim bir ara ama acı gerçeği gördüm ki gruptaki herkesle çektiriyorlar.. Meğer uzaylı muamelesi görüp durumuşuz.. Hah.. yine de sarı-sakallı-akça pakça benle daha çok çektirdiler ya oh olsun, kıskananlar çatlasın..

Başkan sadece miraslara yoğunlaşıp yolculuğumuzu ona göre plânladığı için ülkenin tarihi, sosyoekonomik yapısı, nüfusu, yüzölçümü, gayrı safi milli hasıla ve etnik özellikler gibi bir sürü lüzumsuz(!) bilgiyle uğraştırılmayacak, isteyen kendisi internetten öğrenecekti..

AŞURA

Muharrem ayının onuncu günü.. Arapça’da onuncu gün anlamına geliyor.. İmam Hüseyin’in bütün ailesiyle birlikte Kerbelâ’da katledildiği matem günü..

Şia inancında Aşura gününde eğlenmemek, çalışmamak, yas tutup ağlamak, öğle vaktine kadar bir şey yiyip içmemek, ev için bir şey biriktirmemek gerekiyor..

193 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık altıncı ülkesi olan Pakistan, İran’dan sonra en fazla Müslüman ve Şii bulunan ülke olarak biliniyor.

İslâm %97(Ağırlıklı Sünni, %30 Şii, %3 Ahmedi-İsmailî), gerisi Hindu, Hristiyan ve Sih..

Her yerde polis ve askerin olduğu Pakistan’da gösterilerin olduğu yerlere hiçbir yabancı alınmadığı gibi kendi halkı da izinle girebiliyor..

Benim tv’de gördüğüm gösterilerde siyah giymiş insanlar çok abartılı süslenmiş atın ve üstündeki temsili İmam Hüseyin takkesinin arkasında dövünerek, ağlayarak, dualar ederek ilerliyorlardı.. Omuzlarını ve sırtlarını zincir veya kayışa benzer şeylerle dövenler de vardı..

Bir alıntı:

’Yezd’in mükellef sofralar kurdurduğu ve kızının adının ‘AFİYET’ olmasından dolayı yemek yiyenlerin şükranlarını sunmak için ‘AFİYET’e OLSUN’ demeleri, zamanla bunu ‘afiyet olsun’a dönüştürmüş..
Yine görev verip İmam Hüseyin’in başının kesilip mızrağa takılıp kendisine getirilmesini söylediği Komutanı İbn-i Ziyad’a mükellef bir sofra hazırlayıp onu beklediği ve İbn-i Ziyad gelince sofrayı gösterip ‘ZİYA’da OLSUN’ demişliği, ‘Ziyade olsun’a dönüşmüş.. ’’

BİRAZ TARİHÇE:

Yirminci yüzyılda kurulan genç bir devlet olan Pakistan’ın 15 Ağustos 1947 bağımsızlığından evvelki tarihi Hindistan ile aynı.. İngiltere’de öğrenim gören Müslüman öğrenciler tarafından 1940 yılında ortaya konmuş.. Pencap (Punjab)-Afgan-Keşmir (Kashmir) – Sind ve Belucistan isimlerinin baş harflerinin yan yana gelmesinden oluşturulmuş.. Anlam itibariyle ‘Temiz Ülke’ demek oluyor.. Biz de inşallah diyoruz.. 🙂

Hintliler İngiliz egemenliğinden kurtulmaya çalışırken Müslümanlar birleşerek, M. Ali Cinnah başkanlığında İngiliz milletler topluluğuna dahil bir dominyon kurmuşlar(1947).

Ancak 1956 yılında Cumhuriyet olan Pakistan, iki yıl sonra M. Eyüb Han darbesiyle 1958’de, ve tekrar tekrar seçilerek 1960 ve 1965’de onun başkanlığına girmiş.. 1969’da istifa etmesi üzerine doğu Pakistan’da ayaklanmalar baş gösteren ülke, general Ağa M. Yahya Han darbesiyle, onun sıkıyönetimine girmiş. 1971’de oluşan yeni meclisi de feshedince olanlar olmuş.. Grevler, isyanlar, hükümet kuvvetleri taarruzu derken doğulular Hindistan’dan kuvvet desteği alarak Bangladeş devletini kurmuşlar. Binlerce insanın öldürüldüğü çarpışmalarda on milyonu aşkın doğulu Hindistan’a göç etmiş. Sonunda Pakistan-Hindistan savaşı gelmiş.. Doğu Pakistan’daki Pakistan birlikleri kuşatılınca ateşkes imzalanmış ve münasebetler 1976 yılında düzelmiş.. Bu esnada Pakistan başkanlığına Halk Partisi Başkanı Zülfikar Ali Butto gelir ve 1973’te yeni anayasa kabul edilir.. Artık ‘Federal İslâm Cumhuriyeti’ olan Pakistan’ın başbakanı da Butto olur..

Fakaaatt sancıları bitmeyen ülke 1977’de Ziya-ül Hak darbesini, 1979’da Butto’nun idamını gördü.. ABD ile ilişkileri bozuldu.

1981’de Rusya’nın Afganistan’ı işgali üzerine ABD, Pakistan ile anlaşmak zorunda kaldı.. Oh olsun.. Fakaaattt işgal, iki milyon Afganlının Pakistan’a göç etmesine sebep olur.. 1988’de Ziya-ül Hak’ın esrarengiz uçak kazasında ölmesi üzerine yerine Gulam İshak Han geçer..

Ne ‘temiz’ (!) bir ülke..

Tekrar seçimler yapılır ve sol eğimli Halk Partisi kazanır veee Müslüman bir devletin ilk kadın başbakanı Benazir Butto olur.. Bazı yolsuzluk iddialarıyla 1990’da görevden alınır ama 1993’te tekrar seçimleri kazanarak başbakan olur.. 3 yıl sonra tekrar düşürülür.. Reformist politikaları Pencap bölgesindeki zengin toprak sahiplerinin işine gelmiyordu..

1999’da Pervez Müşerref darbesiyle yurt dışına(Dubai) yerleşmek zorunda kalır.. 2002’deki anayasa değişikliği ile 2007’de tekrar başbakan olma olasılığı doğunca El kaide tehdidine rağmen, Yüksek Mahkeme’nin af kararını beklemeden sekiz yıllık sürgünden sonra 18 Ekim’de ülkesine geri döner.. Yurttaşlarının sevgi gösterileriyle karşılanan Benazir, bombalı suikast girişimine hedef olur.. Kendi kurtulur ama 130 kişi ölür..

Makus kader Benazir Butto’yu bu defa bir seçim meydanında yakalar ve 27 Aralık 2007’de mitingdeki saldırıda öldürülür..

Çalkantıların, darbelerin bitemediği ülkede son durum(Ekim 2017), 1 ay evvel darbeyle görevden alınan Nevaz Şarif’in yerine Şahid Hakan Abbasi başbakan olmuş durumdadır.. Ömrü ne kadar sürer bilemiyoruz tabii..

Ülkedeki İslami cemaatlerin en büyüğü Cemaati İslamiye oluyormuş.. Diğer güçlü grup Tebliğ Cemaati imiş.. Tebliğ Cemaati’nin siyasetten uzak durup oy vermemeye yönelmesi 1993’te Benazir Butto’nun çok işine yaramış..

DİL-COĞRAFYA-NÜFUS-İDARE:

Resmi dili Urduca ve İngilizce olan Pakistan, kuzeyden Afganistan ve Çin, doğudan yine Çin, güneyden Hint Okyanusu uzantısı Umman Denizi ve batıdan İran ile çevrili.. Yüzölçümü 796. 100 kilometrekare, nüfusu 2016 sayımına göre 192. 826. 502.

İDARE; Bir başkent (İslamabat) bölgesiyle 5 eyalet ve 17 ilden oluşuyor..

EYALETLER: Pencap (Punjab) (başkenti Lahor), Sind (başkenti Karaçi), Pathanistan (başkenti Peşaver), Belucistan (başkenti Keta), Azâd Kashmir (başkenti batı Kashmir)

Para birimi: Pakistan Rupi’si (PKR)(Rs. ) 1USD=103(Rs. )( Ekim 2017)

Otuz kadar siyasi parti var..

EKONOMİ: Büyük ölçüde tarım ve hayvancılık.. Çalışan nüfusun %45’i bu alanlarda iş görüyor.. Pirinç, tahıl, jüt, çay, kauçuk, çeşitli meyve ve sebzeler başta gelen üretimler.. Sulama teknolojisine ağırlık verilen ülkede balıkçılık da yaygın.. Az miktarda petrol ve önemli miktarda da doğal gaz bulunuyor..

Eveeet, Pakistan ‘temiz ülke’nin(!) ahval şeraitini burada kesiyor ve sizi ülkedeki Dünya Miraslarına doğru bir yolculuğa çıkarıyorum arkadaşlar.. Sonra da iki büyük şehri(İslamabat ve Lahore) inceleyeceğiz.. Valla yoruldum yani.. Hadi hemen şimdi.. 🙂

DÖRT DÜNYA MİRASI:

1-TAKHT-İ BHAİ: Budist Manastırı

Takht, “taht” ve Bhai, “su” ya da “bahar” anlamına geliyor.. Urduca ’Suyun Tahtı’, Farsça’da ‘Taht Bahçesi’ veya başka bir anlamda ’Kardeşlerin Tahtı’ anlamına da geliyormuş.. Bir tepenin üstüne inşa edildiği ve aynı zamanda su akımına bitişik olduğu için Manastır kompleksine Takht-i-Bhai adı verilmiş

İslamabat’tan kuzeybatıya doğru minibüsle 3 saat sürüyor.. Sarsıcı yollardan sonra önce varılan köyde toz toprak arasında burkalı kadınlar, erkek egemen dökük çarşılar dikkati çekiyor.. Tarihi alanda ise epey bir tırmanış sizi bekliyor.

1. yüzyılda küçük bir taş manastır olarak inşa edilmiş ve gelecek 800 yıl içinde devasa bir komplekse dönüşmüş.. Mardan kasabasına 35 kilometre mesafede, aynı isimli köyün 152,4 metre yüksekliğindeki bir tepesine inşa edilmiş.. 1907’de gerçekleştirilen kazılarla bulunmuş.. Stupaların, hücrelerin, salonların ve kapalı pasajların karmaşıklığı, Budist tarihinin yanı sıra Pakistan’ın geçmişine de ışık tutmuş. Yakınındaki Sahr-i Bahlol kalıntıları ile birlikte 1980 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilmiş.

2 kilometre doğusundaki Gandhara medeniyetinin kalbi Hayber Pakhtunkhwa ile birlikte Dünya turistlerinin gözbebeği olmuş…

2-TAXİLA ARKEOLOJİK ALANI VE MÜZESİ:

İslamabat’a 32 kilometre uzaklıkta..

Pakistan, İndus Nehri boyunca bu antik kentte yaşayan birden fazla medeniyetin büyüleyici etkilerini gösteriyor..

‘Buda’nın izinden, Neolitik mezarlara, Hint ve Grekoromen edebiyatıyla Taxila, geniş bir tarih aralığının explorable yürüyüş masalları yoluyla dış dünyanın odaklandığı , Güneydoğu Asya insan uygarlığının hayranlık uyandıran yükselişinin merkezi ve sembolü olmuş.. ’ deniyor..

Antik ticaret yollarının birleşmesiyle bölgede zenginliği kazandıran Taxila, arkeolojik varlıklarının boyutu ve kapsamı açısından dev bir devir. Üç ayrı duvar tekniği, siteyi üç ayrı zaman periyodundan ötürü üç ayrı “şehir” olarak bölmekte.. Buda’nın fiziksel temsillerinin geleneklerinden önce gelen ünlü Budist Stupa’lara ek olarak, Taxila’nın dünyanın ilk üniversitesi Takṣailiraya sahip olduğu kabul ediliyor.. Dahası, Sarai Kala’daki kalıntılar, M. Ö. 2900 yılına kadar uzanan Erken Harappan kalıntılarına da ev sahipliği yapıyor..

1980 yılında Dünya Mirası listesine alınan bu müze şehrin engin güzellikleri insan uygarlığının üç bin yıllık etkili bir rehberi olarak kabul ediliyor..

3-ROHTAS KALESİ: Lahor’a giderken görmeniz gereken muazzam bir yapı.. Rohtas Fort, Orta ve Güney Asya’da erken Müslüman askeri mimarisinin olağanüstü bir örneği..

  1. yüzyılda Pakistan’ın kuzeyinde stratejik bir bölgede inşa edilen Rohtas Fort, Orta ve Güney Asya’da erken Müslüman askeri mimarisinin olağanüstü bir örneği.. 70 hektarlık, garnizonundan ana tahkimat çevresine dört kilometre uzunluğunda, 68 burç ve 12 muazzam geçitten oluşan kale şehir, delikli duvarcılık işçiliğinin harika örneklerini de sunuyor.. İslam dünyasının mimari ve sanatsal geleneklerinin bir karışımı olan bu mimarinin gelişiminde güçlü Mughal İmparatorluğunun derin bir etkisi olmuş..

Garnizon kompleksi 1707 yılına kadar sürekli kullanılıyormuş fakat sonra sırasıyla 18. ve 19. yüzyılda Durrani ve Sih hükümdarları tarafından işgal edilmiş.. Duvarlar içindeki köy de epeyce büyümüş..

4-LAHOR KALESİ VE SHALİMAR BAHÇELERİ:

Lahor şehir merkezine 7 kilometre uzaklıkta bulunan Lahor Kalesi iki ayrı kraliyet kompleksi içeriyor.. Sur içi kuzey-batı köşesinde yer alan Lahor Kalesi, Babür mimarisinin formlarının olağanüstü örneği kabul ediliyor.. Şah Cihan( Shah Jahan (1627-1658) tarafından yaptırılan eser, içinde yaldızlarla süslenmiş caminin de olduğu Pers kökenli, coşkulu dekoratif motifli, lüks mermer ve değerli malzemelerle donatılmışlığı ve de mozaik kakma kullanımıyla karakterize..

1641 yılında Şah Cihan(Shah Jahan) tarafından inşa ettirilen Shalimar Bahçeleri ise, ortaçağ İslam bahçe gelenekleri üzerinde Pers etkileri taşıyan bir Babür bahçe..

Babür bahçe, su akan geniş alanları çevreleyen duvarlar ve yollarla doğrusal bir düzende karakterize ediliyor. 16 hektarlık bir alanı kaplayacak şekilde ve güneyden kuzeye inen üç teraslar şeklinde imar edilmiş.. Kırmızı kum taşı, üst ve alt teraslar ile daha dar ara teraslarda uzun bloklar üzerine kullanılmış. Kare yataklı dişli duvarlarla çevrili normal düzlem içinde, su ile uyumlu büyük havzalar yaratılmış.. Çok sayıda çiçekli bitkiler ile mango, elma, kayısı, armut, portakal gibi meyve ağaçları ile donatılmış, Kavak ve Selvilerle de denge tamamlanmış.. Üç ülkeyi (Hindistan, Pakistan ve Afganistan) bağlayan yol üzerinde Büyük Babür İmparatoru Şah Cihan tarafından inşa edilen bu eserin, Tac Mahal ve Red Fort (Hindistan) gibi dünyaca ünlü binalarla beraber “Mimarlık Şaheseri’ olarak gösteriliyor..

ALTI DÜNYA MİRASI ADAYI:

1-KATAS RAJ: Pencab(Punjab) eyaletinde, Lahor’a 269 kilometre mesafede 1500 yıllık Hindu tapınağı.. Tanrı Shiva’ya adanmış.. Pakistan’ın Punjab eyaletinde Chakwal yakınlarındaki tapınaklar arasında güzelliği en çok saygı gören komplekstir. Cennet gibi bir çevrede bulunan tapınaklar kompleksi Hindu mitolojisine tanıklık eder.

2-KHEVRA TUZ MADENİ: Himalaya tuzunun elde edildiği dünyanın en büyük tuz rezervine sahip bu madene tren ile giriliyor. 11 katlı madende her bir kattaki tuz tünellerinin uzunluğu en az 1 kilometre.. Tüm çevre uzunluğu 300 kilometre olan madende yüzlerce kişi çalışıyor.. İçinde tamamen tuzdan mescit ve ilk yardım istasyonu da bulunuyor. Zaten bastığınız her yer, duvarlar ve tavan tamamen 3-4 renkte tuzdan oluşuyor. Bu değişik renkler, yöredeki bitki ve toprak yapısının alaşımlarından oluşuyor. Astım hastaları için ideal bir atmosfere sahip madende bir de bu tür hastalara hizmet veren klinik bulunuyor. O da tamamen tuzdan yapılma.. Madende ayrıca hava tünelleri ile 7 ila 17 metre derinliğinde göletler bulunuyor.. Bu göletlerdeki sudan soda yapılıyormuş.. Harika bir yer.. Burada dinlendiğimizi hissettik sonunda..

3-BADSHAHİ CAMİİ

4-WAZİR KHAN CAMİİ

5-HİRAN MİNAR: Lahor’a 43 kilometre mesafede, Mughal imparatorluğu zamanında 17. yy. başında yaptırılmış av yerleşkesi.. İçinde Cihangir tarafından yaptırılan 108 basamaklı geyik kulesiyle meşhur.. O dönemin merkezi Sheikhupura’ya 9 kilometre mesafede.. (Punjab eyaleti)

6-AKBAR SARAYI VE CİHANGİR MEZARI: Cihangir(Jahangir), Mughal imparatoru Şah Cihan’ın babası oluyor..

İSLAMABAT (İslâmâ-bâd) -(İslâm Şehri demek)-:

60’lı yılların başında başkent olarak tasarlandı, zira Karaçi yükü kaldırmıyordu.. 1963’te açılana kadar 15 kilometre ötedeki Rawalpindi geçici başkent yapıldı. 1966’da resmen başkent ilân edildi.. Rakım’ı 503-610 metre arasında değişen Potvvar plâtosu üzerinde 65 kilometrekarelik ve yaklaşık 1, 5 milyon nüfuslu, bol yeşillikli, geniş caddeli, düzenli bir şehir.. Parklar, mesire yerleri, alışveriş merkezleri, sağlık ve spor merkezleri haricinde üç üniversite, milli arşiv ve kütüphanesiyle modern bir şehir görünümünde.. Ayrıca atom enerjisi dahil birkaç araştırma enstitüsü bulunuyor.. Modern ve İslami olarak iki kategori üzerine kurulan şehirde Başbakanlık, bakanlıklar ve meclis modern bölümde bulunuyor. İkinci bölümün sembolü ise ünlü mimarımız Vedat Dalokay tarafından plânı çizilen, dünyanın en büyük camilerinden olan Faysal Camii.. Kilometrelerce öteden görülen, heybeti, zarafeti ve ihtişamıyla Pakistanın ve başkentin sembolü olmuş..

Ayrıca Lok Virsa müzesi ve Pakistan anıtı görülecek yerler arasında..

LAHOR (Lahore):

Pencap eyaletinin başkenti. Ülkenin kültür başkenti olarak kabul edilir. 12 milyona yaklaşan nüfusuyla Karaçi’den sonra Pakistan’ın ikinci büyük şehri oluyor(Karaçi 15 milyon).. Kalesi, Shalimar bahçeleri, Badshahi Camii(Kraliyet Camii), İngiliz koloniyal dönem gotik binaları ve banliyölerdeki savunma konakları ile meşhur.. Yerel pazarlar, alışveriş merkezleri de cabası..

1584 den 1598’e 14 yıl Akbar’ın başkentiymiş.. Babür imparatorları Cihangir ve Şah Cihan gelince genişletilmiş kale, saray ve mezarlar ve de inşa edilen bahçeler ile Lahore’u yeniden yaratmışlar.. Bugün Babür mimarisinin en önemli vitrini durumunda.. Cihangir ve sevgili eşi Noor Jahan Shahdara’nın mezarları da burada..

Sonraları Yeni Delhi genişletme çalışmaları sırasında Kuzey Hindistan’ın kültür başkenti bile olmuş..

Sanatçıların ve film endüstrisinin de merkezi olarak tarih, sanat, kültür kenti olmasının yanısıra birçok restoran ve barlara da ev sahipliği yapıyor.. Bar demişken hatırlatayım; Pakistan’da bazı beş yıldızlı oteller haricinde hiçbir yerde alkollü içki bulamazsınız.. Yassahk hemşerim.. 🙂 .. Ona göre gidin gidecekseniz..

Ayrıca 4 ve 4, 5 yıldızlı denilen oteller ya da guesthouselar, ancak 2 yıldız ediyor bilginize. Ve de oldukça pahalı.. Siz siz olun guesthouse gibi yerlerde kalmayın.. Ben Lahor’da şehir ve hayatın içindeki 3 yıldızlı Panoramic otelde kaldım. O da en fazla iki yıldız eder ama mütevazi, temiz ve dediğim gibi yerel yaşamın içindeydi.. Daha iyi şehir manzaralı bir oda için fark vererek 3 gece için 113 euro ödedim.. Dışarda ise hayat çok ucuz..

Karaçi’yi yazmıyorum arkadaşlar, çünkü oraya gitmedim..

Öpüldünüz, sevgiler.. 🙂

Bu Yazıya Yorum Gönder

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin