PAYLAŞ

ÇOBAN YILDIZININ İZİNDE..

Epeydir nereden nasıl başlasam diyorum, başlayamıyorum.. Ata yurdu deyip huzuru bulmaktan mı, o bozulmamışlığı bozmamak isteğimden mi, iki eski Türk boyundan Kıpçakların uzantısında ‘tüh’lerimin çokluğundan mı nedir bilemiyorum.. Başladım işte..

11 kişilik grubumuzun altısı (beş hanım ve bir ben) Pegasus’la diğer zengin beş erkek THY ile geliyor.. Ortalama dört buçuk saatlik yolculukla.. Dönüş beş buçuk saat tutuyor, ona göre..

Güler yüzlü tatlı Kırgız kızları karşılıyor.. Rehber Aygerim Çok güzel Türkçe konuşuyor.. Zira Türkiye’de okumuş.. Bişkek’e yarım saat mesafedeki havaalanından şehre giderken bize epeyce Kırgızca’daki bizim Türkçe benzeri kelimelerden örnekler veriyor..

193 bin kilometrekarelik ve 6 milyonluk ülkenin SSCB’den sonra bocalayan ülkelerin başında geldiğini, 6 milyonun 1 milyonunun dış ülkelerde çalışıp okuduğunu, ilk bağımsız ve bocalama zamanlarında Türkiye’den giden üçkâğıtçı yatırımcıların onları ne kadar istismar ettiğini, aldattığını da öğreniyoruz..

Bu yüzden bozulan ilişkilerimiz 1995’te ülkenin ünlü halk destanı Manas adına ortaklaşa kurulan Türkiye Manas Üniversitesi ile düzelmiş.. Halen bütün Türk yatırımcılara açık bakir bir ülke durumunda.. Hatta Türkiye’de kapatılan Demirbank, burada en büyük banka..

Gezi rotamız Bişkek-Çolpan Ata-Issık Gölü-Karakol-Bakonbaev-Koçkor-Son Göl ve Burana kulesi.

 

TARİHÇEDEN BİR DEMET:

840 yılında Uygur devletini yıkarak kendi devletlerini kuran Kırgızlar, topraklarında Göktürk kağanlığı, Kırgız kağanlığı, Karahanlı Devleti, Moğol İmparatorluğu, Çarlık Rusyası ve Sovyetler Birliği hakimiyet dönemlerini yaşamışlar.. Karahanlılar döneminde (12. yy.) Müslüman olmuşlar.

1991’de Sovyetlerin dağılmasıyla bağımsızlıklarını kazanmışlar.

Etnik Gruplar: %64. 9 Kırgızlar, %13. 8 Özbekler, %12. 5 Ruslar / %76 Müslüman, %18 Hristiyan, %2 Budist, %4 Ateist var..

Çoğunluk Müslüman olduğu halde başı örtülü kadın yok.. “Biz Arap değiliz. Bizim kültürümüzde kadını kapatmak yok” diyorlar..

Ülkesi için çocuklarını feda etmiş KURMANCAN DATKA, Kırgızların manevi kadın lideri, hepsine örnek teşkil ediyor..

 

BİŞKEK(Bishkek):

Yaklaşık 1 milyon nüfuslu Bişkek(Bishkek)’in kuzeyden güneye doğru zenginleşen 26 kmlik uzuuunn ünlü caddesinde ilerlerken sağda solda SSCB’den kalan binalar yine çoğunluğu teşkil ediyor.. Kahramanlık meydanı ve etrafı dışında yeni yapılar, çarşı, avm ve de android telefon ilânları gözümüze çarpıyor.. Döküntü belediye otobüsleri dikkatimizi çekiyor. Bishkek’te fazla takılmak istemiyoruz..

Amacımız göçebe kültürüne sızmak ve yerinde yaşamak.. Ama tabii ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un müze evine gitmeden olmaz.. Özel izinle girdiğimiz evi, yenilenmiş olsa da Rus mimarisinin izlerini taşıyor.. Mesleği veteriner olan Cengiz Aytmatov, ülkemizde filmi de çekilen “Selvi boylum, al yazmalım” romanı ile çok sevildi.

Kırgızistan’ın Benelüx elçiliğini de yapan ünlü yazar bizim Gata’da tedavi olup Türkiye’de öldü. İki evlilikten dört çocuğu var.. Her bir evlilikten birer kız birer oğlu var. Evini ikinci evlilikten olan oğlu restore edip yenileyerek müze olarak düzenlemiş. Ev, özel arabasından çalışma masası ve kütüphanesine, yatak odasından film afişlerine kadar, duvarlar boyunca fotoğraflara kadar çok güzel döşenmiş.. Arada bizim Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli ile fotoğraflarını görüyoruz..

 

ÇOLPAN-ATA (Cholpon-Ata):

Çolpan, Türk kozmolojisinde Venüs gezegenine verilen isim. “Çoban Yıldızı” da deniyor. Çok eski mitolojik bir tabir olup ‘Çobanın Yıldızı’ demektir aslında.. Eski Türklerin sürüleriyle yol göstericisi ve koruyucu ruhu olarak göçebe kültüründe çok önemli yer almış..

 

ÇOLPAN-ATA ve ISSIK (ISSYK-KUL) GÖLÜ:

Bişkek’ten minibüsle 2. 5-3 saatlik bir yolculukla, ülkenin tek sayfiyesi Issık Gölü ve merkezi Çolpan-Ata’ya varılıyor.. Yamaçlardaki kaya yazıtları ve ilave odalı mezarlar, göl kıyısındaki plâj çadırları tanrı dağları eteklerindeki bizi sarmalamaya başlıyor.. Yamaçlardaki kayalar üzerinde hayvan figürleri(keçi, dağ leoparı, kurtlar, kuşlar) dikkati çekiyor.. Keçi bu coğrafyanın en önemlisi imiş, hatta mevsimleri keçilerin yaşantısından esinlenerek tanımlamışlar.. İkinci yaşam’a inandıkları için mezarların yanına kişisel eşyaların konduğu bir odacık eklenmiş..

Ülkenin kısa süren (40 gün) plâj mevsiminde, kasabanın kızları ellerinde ‘kiralık oda’ yazan küçük pankartlarla yollarda bekleşiyor.. Çadırlar ve küçük kasaba ev ve pansiyonları yanında betonarme işlemeli dev festival merkezi pek sırıtıyor doğrusu.. Neyse biraz Issık gölünden bahsedelim.. Peru-Bolivya sınırındaki Titicaca gölünden sonra dünyanın ikinci büyük dağ gölü. 1600 metre yükseklikte, Tanrı(Tengri) Dağları eteklerinde.. Issık (Issyk), sıcak demek..

180km. uzunluğunda, 65km. genişliğinde.. En derin yeri 701 metre, ortalama 300 metre derinliğinde.. Levrek, Alabalık, İde balığı, Osman balığı ile çok çeşitli ördeklere, kuğu ve martılara, yazın pelikanlara ev sahipliği yapıyor..

Yolumuz uzun, ilerde Tepke Köyündeki bir çiftlikte ata binilecek, geleneksel çadırda(YURT) geleneksel lezzetler tadılacak.. (Salata, etli çorba, ev yapımı ekmek, ahududu reçeli, tereyağ v. s. )

 

KARAKOL:

1854’de Ruslar tarafından kurulmuş, 75 bin nüfuslu önemli bir şehri Kırgızistan’ın.. Karanlık yollardan sonra nispeten ışıklı bir yere geliyoruz.. Kalacağımız pansiyon bizi şaşırtıyor, ağaç döşenmiş her odada tuvaleti banyosu olan “guesthouse” iki katlı.. Bu bizim son sefamız olacak, zira daha sonra bu konfor olmayacak.. Hatta Son Göl’de çadırda yatıp tuvaletlerimizi dışarıda yapacağız.. 🙂

Kırgızların göçebe kültüründen yerleşik düzene geçmesi Sovyetler döneminde köylerde kooperatif kurulması ile başlamış.. Karakol Issık Göl bölgesinin de merkezi olarak hayvan pazarlarına ev sahipliği yapıyor.. Çinlilerin inşa ettiği ahşap Dungan Camii ile yine ahşap Kutsal Ruh Katedrali görülesi yerlerden..

Tavuklu başparmak yemeği yapmayı da öğrenip bu defa Kırık kalp Kayası ve 7 Öküz tepelerine doğru yollanıyoruz.. Issık gölünün güneyindeyiz ama biraz dağlara doğru içerleniyoruz..

 

7 ÖKÜZ TEPELERİ:

Yeşil, temiz bir doğa ve coşkulu ırmaklar bize eşlik ediyor.. Sonra farklı bir jeolojik oluşumla karşılaşıyoruz.. Hepsinin efsanesi var.. Önce ‘Kırık Kalp kayası’ sonra yan yana yedi kırmızı tepeden oluşan 7 Öküz tepeleri ve eteklerindeki at oyunları yapılan mer’a.. Hemen yanında köhne kaplıca tesisleri..

At oyunlarında ise kafası ve ayakları koparılmış bir oğlak için beş atlı genç, at üstünde oğlağı kapıp kuyuya atmak yani gol atmak için canhıraş bir düelloya giriyorlar.. Biri düşüp kolunu kırıyor, hastanelik oluyor.. Biz oradaki genç ve çocuklara hediyeler verip ayrılıyoruz..

 

BAKONBAEV:

Artık Issık gölünün daha bakir olan kıyılarında yol alıyor ve kıyıya en yakın yerde tabii ki benim motivasyonumla göle girip ferahlıyoruz.. Sodalı bir göl, fazla soğuk değil.. Issık=sıcak denmesi bundan sanırım.. Yola devamla yarım kalmış Manas destanı parkına da uğrayıp ikinci konaklama yerimiz Bakonbaev’e ulaşıyoruz.. Buradaki “guesthose”ımız ikişer kişilik odalar ve iki katta iki tuvalet şeklinde.. Bahçesindeki “Yurt”ta akşam yemeği ve votka ikramı bütün grubu mest etti..

 

KARTAL (Kırgızca BÜRKÜT):

Chui vadisinde Kartal şov bizi bekliyor.. Çoğu zaman yavruyken yuvadan çalınıp eğitiliyor.. Bazen de tuzakla büyük olanlar avlanıp 4 ay eğitime tabi tutuluyor.. Çiğ et yiyor ve su ihtiyacını kan’dan alıyor.. Haftada bir su içiyor.. Görme menzili 3km.. Bu menzildeki tavşan, tilki, fare ve bazen kurt’u hareket halinde görüp üstüne pike yaparak ağız ve burnunu kapatacak şekilde kapıyor ve onları nefessiz bırakarak yerde yemeye başlıyor. Yutarak yiyor. Sonra kursağında biriken kemik parçalarını kusuyor..

Kartal eğitmeninin üç ayrı şovundan sonuncusu canlı tavşanın sonu olduğundan kötü oluyoruz ve Chui vadisinden ayrılıp Kızıltuğ’a koyuluyoruz.. Çay ve yemek molasından sonra ‘Yurt’ yapımı öğrenilecek.. 🙂

 

‘YURT’(geleneksel Çadır):

Söğüt’e benzeyen “TAL” ağacının dallarından yapılıyor. Yazın dalların kabuğu soyulup fırında sıcak su buharıyla yumuşatılıyor ve istenen şekilde bükülüyor.. Çok büyük emek gerektiriyor.. Boyası, keçesi ayrı bir alem.. Ama o kadar sağlıklı ve sağlam ki içinde kalmayan bilemez.. Benim Moğolistan günlerim aklıma geldi.. Bitmiş bir ‘Yurt’un fiyatı 7bin USD imiş..

 

KOÇKOR:

Üçüncü konaklayacağımız Koçkor’a gelirken yine göl kıyısında karpuzlu konaklama ve tarafımdan göle giriş kaçınılmaz elbet.. Artık Issık gölünü geçtik ve yollar boyunca gündüz 30 gece 15 derece olan hava sıcaklığı azalmaya başlayacak..

Keçe yapımı’nın ünlü olduğu bir kasaba burası..

Koyun yünü hallaçlanıp dövülüyor, üzerine motifler yapılıp sıcak su dökülerek bezli bir hasır ile rulo haline getirilip ayakla eziliyor.. Sonra daha bir sürü işlem.. Ömür törpüsü gibi bir şey..

Koçkor’daki konuk evlerimiz çok şekerdi.. Devletin katkılarıyla normal yaşanan aile evleri düzenlenip organize ediliyor.. Güler yüzlü ev sahipleri kadınlar hizmette kusur etmiyor.. Burada da ikiye bölündük iki ayrı evde pek rahat ettik doğrusu.. Yine ortak tek tuvalet banyo vardı ama en azından odalarımızda tek kaldık..

 

SON GÖL(SONG-KUL):

Artık yükseklere doğru yol alıyoruz.. Yılan gibi dar engebeli toprak yollardan geçip 3700metrede manzara molası veriyoruz.. Sonrasında birazcık inmeye daha dar ve engebeli toprak yollardan geçmeye başlıyoruz..

Ve işte SON GÖL.. 3100 metrede dünyanın en yüksek ikinci dağ gölü (Yine Titicaca’dan sonra).. Huzur veren uçsuz bucaksız yaylada öbek öbek çadır kampları.. At, sığır, tavuk, hindi ve ilerde Yak öküzlerinden oluşan bir doğa.. İlerdeki kamplardan soğuk göle giren gençleri görüyoruz.. Batayi adasına yakın kampımızda kalacağımız 4 çadırdan biri yemek çadırı, diğer üçü 11 kişinin kalacağı çadırlar.. Hanımlar beş kişilik büyük çadırda, beyler üçer yer yataklı çadırda kalacak..

Mayıs sonundan Eylül sonuna kadar kalınan yaylada Temmuz itibariyle sıcaklık gündüz 8, gece sıfır derece.. Ama ne gam.. Sobalar kuruluyor.. Kurulmasa bile o yün yataklar ve yorganlarla üşümek imkânsız.. Güler yüzlü candan misafirperver Kırgız hanımları yine el pençe divan.. Çadırların uzağında, arkasında su bidonu bağlanmış bir alaturka tuvalet ve diğer uzağında etrafı brandayla çevrili, tepesinde su bidonu olan üstü açık “banyo” var..

Bu arada ishal olan ben elimde su şişeleri ve ıslak mendiller ve tuvalet kâğıdı rulolarıyla sürekli doğaya taşınıyorum.. Gündüz ata binme, at sütü sağma, kımız yapma etkinliklerinden sonra gece çadırda kalmayı gözü yemeyen 4 erkek vatandaş Koçkor’a inince iki ayrı çadırda iki erkek olarak saltanatımızı ilân ediyoruz.. Hanımlar o kadar sağlam ve eğlenceli çıktılar ki, giden erkekler adına utandım doğrusu..

Neyse biz devam edelim.. Atlar, sığırlar ve koyunlar sürü halinde mutlu mesut yaylaya getiriliyor.. Atlar dışında diğer hayvanlar gece serbest bırakılmıyor, etrafları bir çitle kapatılıyor.. Erkek atlar gerekince kesiliyor.. Dişi atlar sağılırken arka ayakları bağlanıyor. At sütü sulandırılmış hafif şekerli süt kıvamında.. Fazla içilirse mideye dokunurmuş.. Hahhah benim halim zaten harab.. Artık ne dokunduysa.. Her türlü yemeği yiyip bir şey olmayan ben bütün soğuk sulara girmekten mi oldum bilemiyorum. Allahtan Sempatik Kırgız rehberimiz İlyas (İliaz) kömürlü bir ilâç verdi de kendime geldim.. İlyas, Türkiye Manas Üniversitesinde okumuş, 28 yaşında evli, çok sempatik zeki akıllı bir çocuk.. Sevimli Türkçesiyle de bizi çok güldürdü..

Akşam yemek çadırında votkalı kutlama, gece yıldızların altında dans ve ilâhi bir huzur.. Hasta da olsam, tek başıma gece karanlığında ıssız yaylaya taşınırken bile hiç korkmuyorum.. Tuhaf bir kutsanma yaşar gibiyiz hepimiz.. Ana-baba sıcaklığında korumaya alınmış hissediyoruz.. Gece ayaz ama üşümüyoruz..

 

TOKMOK’DA BURANA KULESİ:

Bişkek’e 1 saat mesafedeki Tokmok Kentindeki Burana kalesine Son Göl’den 3 saate yakın zamanda önce Tanrı dağlarından kıvrılarak, sonra aşağıda baraj gölü kıyısından hareketle daha düzgün yollardan varıyoruz..

Tokmok kenti, bir ara başkent olması düşünülen fakat sel tehlikesi nedeniyle vazgeçilen bir kent. Hüsnü Mubarek’in eğitim aldığı Hava harb okulu ile cam ve deri sanayi de burada..

Sekizgen tabanlı Burana Kulesi, Karahanlılar zamanında yapılmış.. Şehrin o zamanki adı Balasagun imiş. depremde yıkılan minarenin 25 metrelik kısmı halen turist çekiyor.. Mezar yolu boyunca dizilen Balbal’lar, Arapça yazılı mezar taşları taşınma sonucu yıpranmış görünüyor..

1016 yılında Balasagun’da dünyaya gelen Yusuf Has Hacip, felsefe, tıp, matematik ve siyaset dallarında Kaşgar ve Buhara’da eğitim almış. Sonuçta Türk Edebiyatında bir ilk olan 6645 beyitli Kutadgu Bilig(Kutsanan Bilgi)’i yazmış..

 

KISA KISA:

  • Kırgızlar, 20. yüzyıla kadar Arap, 1928den sonra Lâtin, 1948’den itibaren Kiril alfabesini kullanmışlar
  • Ülke 2005 ve 2010’da iki darbe görmüş. Halen parlamenter sistemle idare edilmekte
  • Eğitim ve sağlık ücretsiz. Okuma yazma oranı %93.. 16 Türk Okulu ve 2 Türk üniversitesi var. Maalesef Türk okullarında kız erkek ayrımı varmış.
  • Türk dünyasının belki de en fakir ülkesi Kırgızistan. dağlık bölgelerde yarış atları yetiştiriliyor, tavşan besleniyor ve arıcılık yapılıyor. Ayrıca makine, otomotiv, gıda, çimento, cam ve konserve fabrikaları mevcut.
  • Para birimi SOM. 1 USD=69 SOM(Temmuz 2017)
  • Kalpak kültürü de önemliymiş. Renk ve şekillerine göre sosyal statü ve saygınlığı temsil ediyorlarmış..

 

YEME-İÇME:

  • Kısrak sütünün ekşitilmesiyle elde edilen KIMIZ ile deve sütünün ekşitilmesiyle elde edilen ŞUBAT Kırgızların millî içecekleri. Bunlar, bekletildikleri her gün alkol yüzdesi artan içecekler..
  • Biş parmaq (beş parmak), Kırgızların en meşhur yemeği olup çoğunluk at etinden yapılıyor. Kesme denilen ince kesilmiş hamurun üstüne çok küçük doğranmış et ve soğandan oluşan sosun ilâve edilmesiyle oluşuyor.. Özel olarak beş parmakla yendiği için bu adı almış..
  • Bunun dışında Kırgız pilâvı (pilof) ve şiş (şaşlık), en çok tüketilen yemekler.
  • Her fırın ekmeğinde ekmeği yapan fırının mührü var.
  • Kırgızlar, evlerine ilk gelen misafirlere tuz ve ekmek ikram ederlermiş. Bunlardan bir parça almazlarsa, ev sahibine düşmanca duygular beslediğine inanılırmış..
  • Çorbalar, kaşıksız direkt kâseden içiliyor.
  • Yemeklerde ‘Aksakal’ kuralı var. Diğer doğu bloku ülkelerdeki “Tamada” kültürüne çok benziyor. En yaşlı ve saygın kişi masa başına oturtuluyor ve ondan bir yemek konuşması yapması isteniyor.
  • Kırgızlar yemeğe gelen misafirlerine artan yemekleri paketleyip veriyorlarmış. Almamak hakaret sayılıyormuş. Bence güzel bir gelenek. Yemekler yabana gitmez.

Bu Yazıya Yorum Gönder

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin