PAYLAŞ

NYIRAGONGO YANARDAĞI : Şeytanla Randevu *

* Şeytanla Randevu ( Les rendez-vous du diable ) ünlü Fransız yanardağ bilimcisi ve yer bilimci Haroun TAZIEFF’in (1914-1998) Nyirangongo yanardağı ile ilgili yazdığı eserinin adı.

Nyiragongo Yanardağı, Demokratik Kongo Cumhuriyetinin Virunga Milli Parkı içinde yer alan Afrika’nın en hareketli yanardağıdır. En hareketli olmasının yanında dünyanın en tehlikeli 5 yanardağından da biridir…En son 17 Ocak 2002’deki patlamada 2800 m. yüksekliğe ulaşan lavlar 147 kişinin ölümüne sebep olmuştur. 2016 yılında da bir büyük püskürme yaşanmıştır.

Kim bilir beni de buralara çeken bu tehlikeli güzellik midir acaba?

2016 yılının Ocak ayında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin batı ve orta kesimlerini gezerken, Eylül 2016’da tekrar lav püskürteceğini bilmeden 2017’de bu muhteşem volkanı görmeye geleceğimizin planlarını yapmaya başlamıştık bile…

Virunga sıradağlarındaki 8 yanardağ arasında en aktif olanı ve en görülesi olanı…Hani diyorlar ya ölmeden görülmesi gereken yerler; işte görülmezse olmazların en önemlilerinden biri: Nyiragongo Yanardağı… Unesco Dünya Mirası listesindeki bu doğa harikası, muhteşemliğinin yanında bir o kadar da ürkütücü.. Çocukluğumuzda hayal ettiğimiz cehennem çukuru var ya. Galiba orada…

İstanbul’dan direkt uçuşla Ruada’nın başkenti Kigali’ye inişimizle başlayan gezimiz bu bölgeyi gezdikten sonra kara yolu ile Kongo DC’nin Ruanda sınırındaki şehri Goma ile devam ediyor. Bu gezide görmek istediğimiz tüm yerlerin organizasyonunu Kinshasa’dan yerel bir turizm şirketi yaptı. Bu geziye yerel güvenilir bir firmadan destek almadan katılmak tehlikeli olabilir.

Goma;  Kivu Gölünün kıyısındaki bu sevimli tatil kasabası tadındaki şehre gelmemizin sebebi Virunga Ulusal Parkı içinde Gümüş Sırtlı Dağ Gorilleri ile tanışmak ve patlamalarının uzaydan bile görüldüğü Nyiragongo ateş gölüne yolculuk yapmaktı. Tabii bu gezinin en meşakkatli olan tarafı da 3470 m olan Nyiragongo Volkanının kraterine tırmanmaktı. Bu tırmanışın sıradan bir trekking olmadığını da burada belirtmek isterim.

27.06.2017 işte büyük gün. Sabahın ilk ışıklarında bindiğimiz jeeplerle Goma-Kibati’den geçerek saat 9.00 gibi Kibumba’ya varıyoruz. Kratere çıkmak için buluşma noktasındayız.

Yükseklik 1994 metre. Burada bize bir bilgilendirme toplantısı yapılıyor. Ve ardından yolculuğumuz başlıyor.

Saat yerel saatle tam 10.20. Grubumuz 11 kişi. Avustralya’lı, İtalyan, Belçikalı, İsveçli ve biz Türklerden oluşan harika bir grubuz. Yanımızda 6 korucu (ranger) ve 6 taşıyıcıdan (portör) oluşan görevli bir ekip var. Koruculardan ikisi silahlı. Şunu da unutmamak lazım ki 7800 kilometrekarelik Virunga Ulusal Parkı içinde bu bölge Kongo DC’nin en tehlikeli askeri merkezlerinden biri. Son 10 yılda bu bölgede 160’dan fazla korucu öldürülmüş. Bunları hiç ama hiç düşünmeyelim, gezimizin keyfini çıkaralım. Çünkü Virunga Ulusal Parkının gözbebeğindeyiz…

1994 metreden başlayan yolculuğumuzda ormanın derinliklerinde ilerliyoruz. Müthiş bir fauna. Ağaçlar, sarmaşıklar. Çiçekler, böcekler, bize eşlik eden beyaz, turuncu ve siyah kelebekler… Harika bir doğa ile iç içeyiz. Orman güvenli. En azından kendimizi iki silahlı korucunun bizi koruyor olması sebebiyle güvende hissediyoruz.

 

 

 

 

50 dakika sonra 2252 metredeyiz. Görevli artık her 250 metrede bir dinlenme vereceğimizi söylüyor. Biraz dinlendikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Artık, patladığında acımasızca lavlarını dağın eteklerine yollayan bu gizemli volkanın izlerini hissetmeye başlıyoruz. İrili ufaklı siyah, gri, kahverengi küçük volkan taşları ayaklarımızın altından kaymaya başlıyor.

12:30’da ikinci dinlenme noktasındayız. 2525 m. Artık tırmanışımız daha zorlaşmaya başladı. Hava ısındı. Ağaçlar yerini daha bodur yeşilliklere bıraktı. En önemlisi de artık akan lavların granit gibi donup şekillendiği ve tırmanışın zorlaştığı bölgeye geldik. Bazı gezginler eşyalarını kendileri taşımayı tercih ediyorlar fakat kolay değil. Tabii benim bir portörüm var. Hem eşyalarımı taşıyor, hem de kötü tırmanış noktalarında bana yardımcı oluyor. Portörler bizim çantalarımızın yanında grubun tüm yiyecek içecek ihtiyacını da taşıyorlar. Çünkü kraterin tepesinde akşam yemeği yenecek ve konaklayacağız.

Saat 13.40 ve 2760 metredeyiz. Güneş artık iyice yakmaya başladı. Çok zorlu bir tırmanış. Arkamızı döndüğümüzde küçük kraterle göz göze geliyoruz. Harika bir manzara..

15.49… Yolumuza devam ediyoruz. Karşımızda Nyirangongo volkanını görüyoruz ama hala çok uzaklarda sanki. Grupta kopmalar başladı. İster istemez daha yorgunuz ve hızımız giderek yavaşlıyor. 3000 metrelerdeyiz. Öyle güzel bir bitki örtüsü var ki inanılmaz. Bu cehennemden hayat fışkırıyor. Bereketli küllerin yeryüzüne dağılmasıyla muhteşem güzellikte çiçekli bitkiler, yeşil yapraklı bitkiler boy gösteriyor. İnanılmaz güzel renklerde ve kokularda. Neyse ki bu dağda yırtıcı hayvanlar yaşamıyor.

16.44… Güneş kayboldu. Hava birden soğumaya başladı. Hepimiz kış moduna geçtik. Kalın kapüşonlu montlarımızı giyiyoruz. Kıyafet çok önemli gece kraterde ısı sıfırın altına bile düşebiliyor.

16.50… Kraterin tepesine çıkmadan önceki ilk kulübe. İçinde tuvaleti de var. Burada da bir mola veriyoruz. İşte canımıza okuyacak olan son 400 metredeyiz. Başımı yukarı kaldırdığımda kraterin kenarını ve sıralanmış kabinleri görebiliyorum. Ama artık yol çok dik ve tamamen volkanik kayalardan oluşmuş, sıkı bir tırmanış gerektiriyor.

Saat 17.47 mutlu son. Kraterin tepesindeyim..

Bir an kendimi çığlık atarken yakalıyorum… Muhteşem bir görüntü 700 metre derinliğinde, 600 metre çapında bir ateş gölü. Dünyanın en büyük lav gölü.

 

 

Dünyanın fokurdayan kalbi. Sadece 16 km aşağıdan yükseliyor lavlar. Magmaya en yakın yer. Sanki güneş yüzeyi gibi devamlı alevler fışkırıyor. Ve o patlamaların sıcaklığını 700 metre yukardan yüzünüzde hissediyorsunuz. Bambaşka bir duygu. Bu sırada güneş de batıyor. Güneşin kızıllığı ile volkanın tüten dumanları ve kızıllığı birbirine karışıyor…

Bu muhteşem güzelliği ancak yaşadığınız zaman bana hak verebilirsiniz. Saatlerce bakmaya doyamayacağınız bir dünya harikası. Görevliler siz bu güzelliği bir de gece görün diyorlar. Bu arada aç kurtlar gibi de acıkmış durumdayız. Kabinlerden birinde aşçımız yemeklerimizi pişiriyor.

Bir kabinde 5 kişi yemek yiyoruz. Ortada bir odun ateşi yanıyor. Dışarısı çok soğuk. Tabii yemeklerimizi bitirir bitirmez derhal volkanı seyretmek için dışarı fırlıyoruz. Bu güzelliğin gecesini gündüzünü beynimize kazımalıyız… Gerçekten gece de bir bambaşka güzel. Alevlerin kızıllığı tüm gökyüzünü ve krater çukurunu sarmış durumda.

Uzun bir zaman bu akıl almaz doğa güzelliğini seyrettikten sonra oksijen azlığı ve  bütün günün de yorgunluğu ile bitap düşüyoruz ve uyku tulumlarımızı alarak kabinlerimize çekiliyoruz..

Şimdi sıra sabah güneşin doğuşunu seyretmekte..

Sabah oldukça erken kalkıyoruz, bizim için hazırlanmış olan güzel bir kahvaltı yapıyoruz… Son defa bu güzelliklere bakarak volkana veda ediyoruz. İnişimiz tabi ki çıkışımızdan çok daha kolay oluyor.

20 kadar aktif volkan ziyaret ettim ama hiçbiri beni bu kadar etkilememişti. Belki hayatım boyunca bir daha hiç yaşayamayacağım bir deneyime tanıklık ettiğim için çok mutluyum…

PAYLAŞ
Önceki makaleKolombiya
Sonraki makaleCebelitarık (Gibraltar)
1986 yılında Marmara Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesinden mezun oldu.1995'de Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalında Doçent, 2000 yılında Profesör oldu. Gezginler Kulübü üyesi olan Akesi 100'ün üzerinde ülke gezdi.Değişik kitap, dergi ve gazetelerde gezi yazıları yayınlandı. Gezginler kulübünün düzenlediği 4 fotoğraf sergisine katıldı. Dişhekimliği mesleğinin yanında 2000 yılından beri de değişik atölyelerde resim ve seramik çalışmalarını sürdürmektedir.Biri Brüksel'de olmak üzere 16 karma 2 kişisel sergisi oldu.

Bu Yazıya Yorum Gönder

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin